Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla
Âlemlerin Rabb’i olan Allah, Resul’üne şöyle buyurdu: “DE Kİ, RABBİM ADALETİ EMRETTİ.” (Araf 29)
Yaklaşık 15 asır önce dünya, karanlık bir dönemden geçiyordu. Faiz, fuhuş, cinayet, zulüm ve haksızlık her yerde kol geziyordu. İnsanlar artık bu adaletsizliklere tahammül edemeyecek noktaya gelmişti; birilerinin bu kötülüklere dur demesi gerekiyordu. İşte bu beklenen an geldi ve Resul’ü Ekrem dünyamızı şereflendirdi. O, karanlığa doğan bir güneş gibi nurunu her yere yaydı, herkese umut verdi ve gönülleri bir bir fethetti. İnsanlar onu öylesine seviyorlardı ki, onun için her şeylerinden vazgeçebiliyor, onu rehber edinip örnek alıyorlardı.
Günler geçtikçe Hz. Muhammed (s.a.v), haklı olan en zayıfın hakkını alabileceği, kimsenin kimseyi ezemeyeceği ve güçlünün her zaman haklı olmadığı bir düzenin önemini anlatıyordu. Haksız kazanç, kumar, nefret, kin ve despotizmi şiddetle yasaklayan bu sistem, barışın yollarını açıyordu. İnsan odaklı bir yaklaşımı benimseyerek, herkesin birlikte ve kardeşçe yaşayabileceği bir zemin hazırlıyordu.
Zaman ilerledikçe Hz. Muhammed (s.a.v) İslam’ı anlatıyor, insanları davet ediyordu. Bu çağrıyı duyan yüz binlerce kişi İslam’a girerek hakkın yanında duruyor, haksızlığa karşı duruş sergiliyordu. Bu sayede İslam hızla yayılarak insanlara huzur ve güven sağlıyordu.
Hz. Peygamber’in etrafında toplanan insanlar, İslam devleti ile barışı ve adaleti dört bir yana taşıyor, zulmün karşısında dimdik duruyordu. Elçiler gönderiliyor, devlet başkanları ve toplumlar İslam’a davet ediliyordu. İslam’ın ışığı büyüdükçe büyüyor, zalimlerin karşısında sarsılmaz bir kale gibi yükseliyordu.
Ancak, İslam’ın adalet ve hakkaniyet kuralları, katillerin, faizcilerin ve zorbaların işine gelmiyordu. Onlar, köle ile efendinin eşit olamayacağını, ekonominin faiz olmadan yürümeyeceğini düşünüyor, güçlerini kaybetmemek için direniş gösteriyorlardı. Ama tüm çabalarına rağmen İslam’ın ve rehberinin karşısında tutunamıyorlardı. İslam, zulme hayır diyordu ve batılın tüm karanlığını aydınlatıyordu.
İslam’ın gücünü kırmak isteyenler Müslümanlara zulmediyor, onları öldürüyor, işkence ediyor, ama bu baskılar Müslümanların inancını sarsamıyordu. Peygamberden sonra da İslam yayılmaya devam etti; Abbasîler, Emeviler, Selçuklular, Osmanlılar ve birçok İslam devleti ile barış, adalet ve huzur tüm dünyaya ulaşıyordu.
Batıl, Müslümanların birliğini kıramayacağını fark edince yeni yollar denemeye başladı. Müslümanları birbirine düşürmeyi, İslam’ı yanlış tanıtmayı, insanları korkutmayı ve kaynaklarımızı sömürmeyi planladı. Dürüstçe savaşmak yerine oyunlar kurdu, zulme kılıf buldu, Müslüman kılığına girerek barışçıl ve insancıl görünmeye çalıştı.
Ama onlar bilmeliydi ki, Müslümanlar bir olursa kimse onları yenemezdi. Güçlerini kaybedecek, savaşları çıkaramayacak, kaynaklarımızı sömürüp bizi köleleştiremeyeceklerdi. Adalet ve hakkaniyet yerini bulacak, mazlumların yürekleri ferahlayacaktı.
O gün geldiğinde, herkes inancını özgürce yaşayacak; İslam dini, Suriye’de, Filistin’de, Myanmar’da, Yemen’de, Doğu Türkistan’da ve tüm İslam beldelerinde barış, huzur ve adalet getirecek. Afrikalı bir çocuk rahatça yatağına girecek, Arakanlı bir anne çocuğunu parka götürebilecek, Doğu Türkistanlı bir baba evine dönebilecek. İslam’ın nuru güneşi kıskandıracak, kainat eskisi gibi karanlık ve soğuk olmayacak.
Saygı ve özlemle…
Yazar:Samet Varol






Yorumlar