Son günlerde Amerika Birleşik Devletleri’nin Akdeniz’de askeri varlığını artırması ve bölgeye savaş gemileri göndermesi, İran’a yönelik açık bir tehdit olarak sunulmaktadır. Ancak bu gerilim yalnızca Amerika ile İran arasında yaşanan bir güç gösterisi değildir. Başta Orta Doğu olmak üzere tüm dünyayı etkileyen, çok daha derin ve çok daha siyasi bir hesaplaşmanın parçasıdır.

Peki, Amerika neden İran’ı tehdit etmektedir? Ve İsrail bu gerilimin neresindedir?

Bu sorulara cevap verebilmek için öncelikle Amerika–Türkiye ilişkilerine bakmak gerekir. Özellikle Donald Trump ile Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan arasındaki ilişki, İsrail’i ve Amerika’daki Yahudi lobisini ciddi biçimde rahatsız etmektedir. Trump, bu rahatsızlığın farkında olmasına rağmen Erdoğan ile yakın ilişkilerini sürdürmüş, bunu da açıkça gizleme gereği duymamıştır.

Trump’ı önceki Amerikan başkanlarından ayıran temel nokta şudur:

O, Amerika’nın varlığının yalnızca İsrail’i korumak için olmadığını düşünen bir siyasi figürdür. “Önce Amerika” söylemiyle, Amerikan kaynaklarının Amerikalılar için kullanılması gerektiğini savunmaktadır. Bu yaklaşım, Amerika içindeki Yahudi lobisinin alışık olduğu politik çizgiyle çelişmektedir.

Şahsi kanaatime göre Trump’ın Yahudileri ya da Yahudi lobisini sevdiğini söylemek güçtür. Ancak bu gücü doğrudan karşısına almanın Amerika iç siyasetinde yaratacağı sonuçların da farkındadır. Bu nedenle Trump, Yahudi lobisinin Amerika’daki etkisini bir anda kırmak yerine, yavaş ve dolaylı bir yöntem izlemektedir.

İran gerilimi tam da bu noktada devreye girmektedir.

İsrail, Orta Doğu’da kendisi için iki temel tehdit görmektedir: İran ve Türkiye. Türkiye’nin Suriye’de izlediği politika, İsrail’i ciddi biçimde rahatsız etmiş; Amerika başlangıçta bu politikaya karşı çıkmasına rağmen Türkiye’yi yolundan çevirememiştir. Hatta son süreçte, Türkiye’yi tamamen kaybetmemek adına SDG politikasından dahi geri adım atmak zorunda kalmıştır.

Trump, Orta Doğu’ya dair yaptığı hemen her açıklamada Türkiye’yi ve Erdoğan’ı anmış, Erdoğan’ı defalarca “bir satranç ustası” olarak nitelendirmiştir. Erdoğan’ın yıllardır izlediği iç ve dış politika çizgisini bildiği için, benzer bir yöntemi Amerika iç siyasetinde uygulamaktadır.

Ancak bu durum İsrail’i ve Yahudi lobisini daha da rahatsız etmektedir. Trump da bu rahatsızlığı azaltmak için İran’ı tehdit etmektedir. Verilmek istenen mesaj nettir:

“Suriye ve Gazze konusunda Türkiye’ye alan açmış olabilirim, Suriye’de Ankara’ya karşı durmamış olabilirim; fakat İsrail için her zaman tehdit olan unsurlarla mücadele ediyorum.”

Bu tehditlerin asıl amacı savaş değildir. Amaç, İsrail’in ve Yahudi lobisinin öfkesini yatıştırmak, deyim yerindeyse ağızlarına bir parmak bal sürmektir. İran gerilimi, İsrail’in gazını almak için yürütülen bir dengeleme hamlesidir.

Trump’ın uzun vadeli hedefi ise çok daha derindir:

Yahudileri Amerika’ya karşı kışkırtmadan, Yahudi lobisinin Amerika içindeki gücünü zamanla azaltmak ve Amerika’nın politikasını yeniden yalnızca Amerika’nın çıkarları üzerine kurmak.

Bugün yaşanan Amerika–İran gerilimi, bu büyük hesabın yalnızca görünen yüzüdür.

Yazar:Oğuzhan Varol