18 Mart… Bir milletin yalnızca savaşmadığı; inancını, sabrını ve kaderini ortaya koyduğu gündür. Bu tarih, sıradan bir zaferin ötesinde; imanla yoğrulmuş bir direnişin, yürekten gelen bir teslimiyetin ve toprağa düşerken bile başı dik duranların hikâyesidir.
Çanakkale Savaşı, sadece cephelerin çarpıştığı bir savaş değil; kalplerin Allah’a yöneldiği, duaların göklere yükseldiği büyük bir imtihandı. O gün Mehmetçik yalnız değildi. Siperlerde mermiler kadar “Bismillah” sesleri yankılanıyordu. Kurşunların yönünü şaşırttığına, semanın rahmetiyle yardımın ulaştığına inanan nice asker, imanıyla dimdik ayakta duruyordu.
Bu destanın satır aralarında nice isimsiz kahraman saklıdır. Fakat bazı isimler vardır ki tarihin bağrına kazınmıştır. Seyit Onbaşı, sırtına aldığı yüzlerce kiloluk mermiyi sadece kas gücüyle değil, yüreğindeki imanla kaldırdı. O an, insanın sınırlarını aşan bir iradenin tecellisiydi. Çünkü o, yalnızca bir asker değil; bir milletin duasını omuzlarında taşıyan bir neferdi.
Yahya Çavuş ve onun gibi nice yiğit, düşmana karşı siper olurken bir an bile geri durmadı. Zorluk vardı, imtihan vardı; fakat hepsinin üzerinde sabır vardı. Ve o sabır, imanın en güçlü hâline dönüşmüştü. Onlar ölümü bir son değil; şehadete açılan mukaddes bir kapı olarak gördüler. Bu yüzden korkmadılar, geri çekilmediler, asla yılmadılar.
Bu büyük mücadelede komutanlar da yalnızca askerî dehalarıyla değil, manevî duruşlarıyla da öne çıktılar. Cevat Çobanlı, boğazın savunmasında gösterdiği dirayetle düşmanın planlarını yerle bir etti. Esat Bülkat ve Vehip Paşa gibi isimler, ordunun hem aklı hem de kalbi oldular. Onların liderliğinde verilen mücadele, yalnızca bir savaş değil; bir iman yürüyüşüydü.
Çanakkale’de toprağa düşen her damla kan, bu milletin mayasına karıştı. O gün iman ile cesaret birleşti; dua ile mücadele iç içe geçti. Genç yaşında şehit düşenler, arkalarında ne mal bıraktılar ne mülk… Ama bir ruh bıraktılar. O ruh, bugün hâlâ bu topraklarda yaşamaktadır.
18 Mart bize şunu hatırlatır: Bir milletin gerçek gücü, silahında değil; imanında ve birliğindedir. Yürekler aynı inançla çarptığında, imkânsız diye bir şey yoktur. Çanakkale’de kazanılan zafer, yalnızca bir cephe zaferi değil; baştan sona bir iman destanıdır.
Bugün o aziz şehitleri anarken sadece geçmişi hatırlamıyoruz; aynı zamanda kendimize de soruyoruz: Biz onların emanetine ne kadar sahip çıkıyoruz? Çünkü onlar, bu toprakları bize canlarıyla emanet ettiler.
Ruhları şad, mekânları cennet olsun…
Yazar:Oğuzhan Varol






Yorumlar