Tarih bazen taşlara yazılır, bazen de milletlerin yüreğine... Ayasofya, asırlardır yalnızca bir yapı değil; fethin, inancın ve medeniyetimizin en büyük nişanelerinden biri olarak dimdik ayaktadır.
1453 yılında Fatih Sultan Mehmet Han, İstanbul'u fethederek yalnızca bir şehrin kapılarını değil, yeni bir çağın da kapılarını araladı. O büyük zaferin ardından Ayasofya'yı vakfederek onu ebediyen bu milletin emaneti kıldı. O günden sonra Ayasofya'nın kubbesinden yükselen her ezan, fetih ruhunun nesilden nesile taşınan sesi oldu.
Aradan geçen yıllar içinde Ayasofya farklı dönemler yaşadı. Ancak milletimizin gönlündeki yeri hiçbir zaman değişmedi. Çünkü bazı emanetler yalnızca taşla değil, imanla korunur.
24 Temmuz 2020 tarihinde Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın imzaladığı kararın ardından Ayasofya, 86 yıl sonra yeniden ibadete açıldı. Aynı gün kılınan ilk cuma namazı, milyonlarca insanın duaları ve gözyaşları eşliğinde tarihe geçti. Kubbelerden yeniden yükselen ezan sesi, sadece İstanbul semalarını değil, İslam âleminin gönlünü de titretti. Bu karar, birçok insan tarafından Fatih Sultan Mehmet Han'ın emanetine sahip çıkmanın ve tarihî bir vasiyetin yeniden hayat bulmasının sembolü olarak görüldü.
Ayasofya bize şunu hatırlatır: Güçlü milletler, geçmişiyle bağını koparanlar değil; tarihini bilen, ecdadının emanetine sahip çıkan milletlerdir. Bir millet köklerinden aldığı güçle geleceğe yürür. Kökü sağlam olmayan ağacın gölgesi olmaz; tarihine sırtını dönen toplumlar da istikbalini sağlam inşa edemez.
Bugün Ayasofya'nın kubbesine baktığımızda yalnızca taş ve mermer görmüyoruz. Fatih Sultan Mehmet Han'ın cesaretini, ecdadımızın fedakârlığını ve bu milletin sarsılmaz iradesini görüyoruz. Tarihe iyi bakarsak anlarız ki, milletini ayakta tutan sadece surları aşan ordular değil; emanetine sahip çıkan nesillerdir. Ayasofya da dün olduğu gibi bugün de fetih ruhunun, bağımsızlığın ve medeniyetimizin en güçlü sembollerinden biri olmaya devam edecektir.
Yazar:Oğuzhan Varol






Yorumlar