Son yıllarda tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de en büyük krizlerden biri şüphesiz nüfus krizidir. Bir ülkenin en önemli gücü nüfusudur. Ekonomi, sanayi, askerî güç ve diplomatik etki gibi birçok alanı doğrudan etkileyen unsur insandır. Genç ve üretken bir nüfusa sahip olan ülkeler her konuda daha avantajlı olurken, yaşlanan ve azalan nüfusa sahip ülkelerin geleceği pek parlak görünmemektedir.

Ülkelerin nüfus politikalarını hayata geçirebilmesinin temelinde aile vardır. Bu yüzden aile kavramı yalnızca bireyleri değil, bir milletin geleceğini de ilgilendiren hayati bir öneme sahiptir. Ne yazık ki günümüzde aile kurumu hem ülkemizde hem de dünyanın birçok yerinde çeşitli etkilerle yıpratılmakta, zayıflatılmakta ve parçalanmaktadır. Bunun sonucunda evlilikler azalmakta, boşanmalar artmakta ve doğum oranları düşmektedir.

Bu noktada sıkça karşımıza çıkan kavramlardan biri eşitliktir. Eşitlik tek başına güzel bir kavramdır. Ancak bazı durumlarda adaletle çelişebilir. Çünkü adalet, herkese aynı şeyi vermek değil, hak ettiğini ve ihtiyacı olanı vermektir. Örneğin bir deve kuşu ile bir serçeye aynı miktarda yem veremeyiz. Bu eşit olabilir ama adil değildir. Aynı şekilde deve kuşundan serçe gibi uçmasını bekleyemeyeceğimiz gibi, serçeden de deve kuşu gibi koşmasını bekleyemeyiz.

Kadın ve erkek meselesine de bu açıdan bakmak gerekir. Kadın ile erkeğin farklı özelliklere sahip olduğunu söylemek, birinin diğerinden üstün olduğunu iddia etmek değildir. Aksine, her iki tarafın da birbirini tamamlayan yönleri olduğunu kabul etmektir. Eğer kadınlara erkeklerin, erkeklere de kadınların üstlenmesi gereken tüm görevleri yüklemeye çalışırsak, zamanla her iki taraf da kendi özelliklerinden uzaklaşır. Sonunda ortaya birbirine benzeyen ama birbirini tamamlayamayan bireyler çıkar.

Oysa sağlıklı bir aile yapısında kadın ve erkek bazı konularda birbirlerine ihtiyaç duyarlar. Bu ihtiyaç bir eksiklik değil, aileyi ayakta tutan bağlardan biridir. İnsanların farklı sorumluluklar üstlenmesi ve bazı sorumlulukları karşı tarafa bırakabilmesi, hayatın yükünü hafifletir. Böylece aile içinde denge, huzur ve dayanışma oluşur. Bu kuralların korunduğu toplumlarda evlilikler artar, boşanmalar azalır ve nüfusun geleceği daha güvenli hâle gelir.

Bir ağzın içinde otuz iki diş vardır. Her birinin görevi farklıdır. Kesici dişler başka, azı dişleri başka görevler üstlenir. Eğer hepsi aynı görevi yapmaya kalkarsa düzen bozulur, dişler zarar görür ve zamanla dökülmeye başlar. Toplum da böyledir. Herkesin aynı olması değil, farklılıklarıyla bir bütün oluşturması önemlidir.

Bugün karşı karşıya olduğumuz nüfus krizinin çözümü yalnızca ekonomik teşviklerde değil, aile kurumunun korunmasında ve güçlendirilmesinde yatmaktadır. Çünkü aileyi korumak, aslında geleceği korumaktır.