Günümüzün en çok tartışılan meselelerinden biri kadınların çalışma hayatındaki yeridir. Bu konuda toplum genel olarak iki zıt kutba ayrılmış durumdadır. Bir taraf, kadının hiçbir koşulda çalışmaması gerektiğini savunurken; diğer taraf ise hiçbir sınır gözetmeksizin her alanda çalışmasının doğru olduğunu ileri sürmektedir. Kanaatimce bu iki yaklaşım da tek başına doğru değildir. Gerçek, çoğu zaman iki uç düşüncenin arasında yer alır.

İlk görüşe göre kadın evinde kalmalı, çalışma hayatına hiç katılmamalıdır. Bu düşüncenin temelinde aile kurumunu koruma ve çocukların daha sağlıklı bir ortamda yetişmesini sağlama isteği vardır. Şüphesiz ev hanımlığı küçümsenecek bir görev değildir. Aksine, değeri çoğu zaman ölçülemeyen, fedakârlık isteyen ve toplumun temelini oluşturan önemli bir emektir.

Ancak bu düşünce mutlak doğru olarak kabul edilemez. Çünkü hayatın bazı alanlarında kadınların varlığı hem toplumsal hem de vicdani bir ihtiyaçtır. Örneğin mahremiyet hassasiyeti bulunan kadın hastaların kadın doktor tarafından muayene edilmek istemesi son derece doğaldır. Aynı şekilde kadın hemşireler, ebeler, psikologlar, öğretmenler ve benzeri meslekler toplumun vazgeçilmez ihtiyaçları arasındadır. Dolayısıyla "kadın hiçbir alanda çalışmamalıdır" demek, hayatın gerçekleriyle tam anlamıyla örtüşmez.

Diğer uç görüş ise kadının her mesleği yapmasının gerektiğini savunur. Ben bu düşüncenin de eksik olduğunu düşünüyorum. Çünkü meslek yalnızca para kazanma aracı değildir. İnsan yaptığı mesleğin içinde yıllarını geçirirken, farkında olmadan o mesleğin karakterine de bürünmeye başlar. Şoförler sürekli trafik ve stres içinde oldukları için daha asabi bir yapıya sahip olabilirler. Bahçıvanlar doğayla iç içe çalıştıkları için daha sakin ve dingin olabilirler. Rehberler ise sürekli araştıran, anlatan ve düşünen insanlar olduklarından daha felsefi ve sorgulayıcı bir bakış açısı geliştirebilirler. Elbette bunlar herkes için geçerli kesin kurallar değildir; ancak mesleklerin insan karakteri üzerinde iz bıraktığını inkâr etmek de doğru olmaz.

Bu nedenle meslek seçimi yalnızca ekonomik kazanç açısından değil, kişinin karakterine ve yaşam tarzına etkisi bakımından da değerlendirilmelidir. Bana göre kadınlar narin, zarif ve iletişim yönü güçlü bireylerdir. Bu nedenle meslek seçimi onlar açısından daha da önemlidir.

Örneğin bir kadın tır şoförü gördüğümde birçok kişi gurur duyabilir. Ben ise üzülürüm. Çünkü aklıma şu soru gelir: Kendisine daha çok yakışacak, karakterini ve yeteneklerini daha iyi ortaya çıkaracak bir meslek yerine neden bu kadar ağır şartlara sahip bir meslek tercih edildi? Bana göre insan yaptığı işten etkilenir. Sürekli ağır şartlarda ve yüksek stres altında çalışmak zamanla kişinin karakterini de değiştirebilir. Nezaket, zarafet ve duygusallık gibi özellikler zamanla yıpranabilir.

Bu nedenle kadınların eğitim, sağlık, çocuk gelişimi, psikoloji, danışmanlık ve iletişim becerilerinin ön planda olduğu alanlarda çok daha başarılı olabileceklerine inanıyorum. Aynı zamanda mahremiyet ilkesinin gerektirdiği birçok meslekte kadınların bulunması toplum açısından da önemli bir ihtiyaçtır. Elbette aynı durum erkekler için de geçerlidir. Her meslek herkese uygun değildir. Önemli olan, kişinin karakterine, kabiliyetine ve aile hayatına en uygun mesleği seçebilmesidir.

Sonuç olarak bana göre doğru yaklaşım, iki uç düşüncenin de ötesindedir. Kadını tamamen çalışma hayatından uzaklaştırmak da doğru değildir, hiçbir ölçü gözetmeden her alanda çalışmasını istemek de doğru değildir. Asıl önemli olan, aile yapısını koruyacak, toplumun ihtiyaçlarını karşılayacak ve kişinin karakterine uygun mesleklerin tercih edilmesidir.

Bireysel olarak konuşacak olursam, bir erkek eşini yalnızca ekonomik kazanç uğruna ağır işçi sınıfında çalıştırıp başka erkeklerin yanında zor şartlar altında emek vermesine razı olmamalıdır. Eşler birbirini koruyan, destekleyen ve birbirine değer veren iki hayat arkadaşıdır. Çalışma hayatına dair kararlar da ideolojik sloganlarla değil; aile huzuru, karşılıklı saygı, kişinin kabiliyeti ve toplumun ihtiyaçları birlikte değerlendirilerek verilmelidir.

Oğuzhan Varol