Dünyamız gelişiyor; teknoloji ilerliyor, şehirler büyüyor, imkânlar artıyor. Fakat bütün bu gelişmelere rağmen insanın içindeki boşluk büyümeye devam ediyor. Bugün insanlar daha çok kazanıyor ama daha az huzur buluyor. Daha çok konuşuyor ama daha az dinleniyor. Daha kalabalık ortamlarda yaşıyor ama kendini daha yalnız hissediyor.

Modern insanın en büyük ihtiyacı belki de yeni bir teknoloji değil, yeniden Rabbine dönmektir.

Kur’an-ı Kerim, insanın kaybettiği huzuru bulabilmesi için çok önemli bir kapıyı gösteriyor: İstiğfar.

İstiğfar; sadece dil ile “Estağfirullah” demek değildir. İstiğfar, yaptığı yanlışı fark eden kulun pişmanlıkla Allah’a yönelmesi, O’ndan bağışlanma dilemesi ve hayatını O’nun rızasına göre düzeltmeye çalışmasıdır.

Kur’an’da Hz. Nûh (a.s.), kavmine şöyle seslenir:

“Rabbinizden bağışlanma dileyin. Çünkü O çok bağışlayandır. Size gökten bol bol yağmur göndersin. Size mallar ve oğullar versin; sizin için bahçeler meydana getirsin ve sizin için ırmaklar akıtsın.” (Nûh Sûresi, 10-12. ayetler)

Ardından Hz. Hûd (a.s.) da aynı hakikati hatırlatır:

“Ey kavmim! Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O’na tevbe edin ki üzerinize göğü bol bol yağmurla göndersin ve gücünüze güç katsın. Günah işleyerek yüz çevirmeyin.” (Hûd Sûresi, 52. ayet)

Bu ayetler bize çok önemli bir gerçeği öğretmektedir. Allah Teâlâ, samimi istiğfarın ardından sadece ahirette bağışlanmayı değil, dilerse dünyada da bereket, rahmet ve güç ihsan edeceğini bildirmektedir. Elbette bu, “Kim istiğfar ederse mutlaka zengin olur.” anlamına gelmez. Dünya nimetleri Allah’ın hikmetiyle verilir. Ancak Kur’an bize şunu açıkça gösterir: Allah’a yönelen kul, O’nun rahmetinden mahrum bırakılmaz.

Bugün yaşadığımız birçok problemin temelinde sadece ekonomik sıkıntılar yoktur. Kalplerimiz yoruldu. Ruhumuz daraldı. Günahlar normalleşti, tevbe ise ertelenen bir iş hâline geldi. Sabah telefona uzanmak, Rabbimize yönelmekten daha kolay geliyor. Sosyal medyada saatler geçiriyor, ama birkaç dakika içtenlikle istiğfar etmeye vakit bulamıyoruz.

Belki de huzursuzluğumuzun sebebi, dış dünyanın gürültüsü değil; iç dünyamızdaki sessizliğin kaybolmasıdır.

Peygamber Efendimiz ﷺ, ümmetine sadece istiğfarı tavsiye etmekle kalmamış, onu hayatının ayrılmaz bir parçası hâline getirmiştir. Günahsız olduğu hâlde şöyle buyurmuştur:

“Ey insanlar! Allah’a tevbe edin ve O’ndan bağışlanma dileyin. Çünkü ben günde yüz defa tevbe ediyorum.” (Müslim, Zikir, 42)

Bir başka hadis-i şerifte ise şöyle müjde vermiştir:

“Kim istiğfara devam ederse Allah ona her darlıktan bir çıkış yolu, her üzüntüden bir ferahlık verir ve onu ummadığı yerden rızıklandırır.” (Ebû Dâvûd, Vitr, 26; İbn Mâce, Edeb, 57)

Ne büyük bir müjde…

Çıkış yolu arayanlara…

Kalbi daralanlara…

Gelecek kaygısı taşıyanlara…

Günahlarının yükü altında ezilenlere…

Allah Resûlü ﷺ, istiğfar kapısını gösteriyor.

Belki bugün çözmeye çalıştığımız birçok problemin başlangıç noktası yanlış yerde aranıyor. Daha fazla kazanmak için çabalıyoruz ama kalbimizi ihmal ediyoruz. Daha iyi bir hayat istiyoruz ama Rabbimizle olan bağımızı güçlendirmeye yeterince önem vermiyoruz.

Oysa kalp düzelirse bakış düzelir. Bakış düzelirse hayat değişir.

Gelin, her gün birkaç dakikamızı Rabbimize ayıralım. Samimiyetle O’na yönelelim. Dilimizi istiğfarla, kalbimizi ümitle dolduralım.

أَسْتَغْفِرُ اللَّهَ الْعَظِيمَ وَأَتُوبُ إِلَيْهِ

“Estağfirullâhel-’Azîm ve etûbü ileyh.”

Anlamı: “Büyük olan Allah’tan bağışlanma diliyor ve O’na tövbe ediyorum.”

Belki de hayatımızdaki en büyük değişim, işte bu cümleyi sadece dilimizle değil, kalbimizle söylemeye başladığımız gün başlayacaktır. Çünkü insan Rabbine yöneldikçe yükü hafifler, kalbi huzur bulur ve Allah’ın rahmetiyle yeniden ayağa kalkar.