İnsanlık tarihi boyunca tevhid inancından uzaklaşıldığında, ahlaki çöküş yaşandığında, güçlünün zayıfı ezdiği zulüm düzenleri kurulduğunda ve insanlar yaratılış gayesini unuttuğunda Yüce Allah, kullarına olan merhametinin bir tecellisi olarak peygamberler göndermiştir. Peygamberler, Hak yoldan sapan, Rabbini unutan, azgınlaşan insanları doğru yola uymaya, Allah’a kulluk yapmaya davet etmişlerdir. Bu davete kulak verenler kurtuluşa ermişlerdir.
Günümüz dünyası teknolojik gelişmeler, ekonomik imkânlar ve bilgiye erişim açısından tarihin en müreffeh dönemini yaşasa da, manevi ve insani değerler açısından ciddi bir krizle karşı karşıyadır. Bireyselleşmenin yalnızlığa, hırsın tükenmişliğe, güvensizliğin ise toplumsal ayrışmaya dönüştüğü bu çağda; Hz. Muhammed’in (s.a.v.) “Ben ancak güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim” buyruğu, modern insanın aradığı huzurun adresini bize göstermektedir.
“İslam, güzel ahlaktır.” buyuran Peygamber Efendimizin hayatı ve tavsiyeleri incelendiğinde, günümüz bireysel ve sosyal sorunlarına doğrudan temas eden temel ahlaki ilkeler öne çıktığını görmekteyiz.
Çağımızın en büyük krizlerinden biri güvendir. İlişkilerde, iş hayatında ve dijital mecralarda samimiyetin yerini çıkar ilişkileri aldıkça insanlık bir “güven erozyonu” yaşamaktadır. Hz. Peygamber, henüz vahiy almadan önce dahi toplumunda “Muhammedü’l-Emîn” (Güvenilir Muhammed) olarak tanınmıştır. Onun ahlakında sözüne sadık kalmak, emaneti korumak ve dürüstlük birinci şarttır. Bugün kişisel ve toplumsal ilişkileri yeniden inşa etmek, ancak her şartta “güvenilir bireyler” olabilmekle mümkündür.
Merhamet öksüzü, şefkat yetimi günümüz insanı, etrafına vahşet, dehşet ve zulmet saçmaktadır. Modern hayatın getirdiği rekabetçi yapı, karşısındaki insanı refik değil rakip gören anlayış, insanı merhametten ve empati kurmaktan uzaklaştırabilmektedir. Oysa Hz. Peygamber, “Yeryüzündekilere merhamet edin ki, göktekiler de size merhamet etsin” buyurarak merhameti varoluşun merkezine koymuştur. Onun merhameti; yetimi gözetmeyi, yaşlılara hürmeti, zayıfı korumayı ve hatta hayvanlara iyi davranmayı, çevreyi korumayı da ihtiva etmektedir. Rengine, statüsüne veya zenginliğine bakılmaksızın her insana “insan” olduğu için değer vermek, çağımızın yalnızlaşan ve itibarsızlaşan insanına sunulacak en büyük mesajdır.
İnsanlık her şeyi tüketerek tükenmektedir. Sürekli tüketmeyi, daha fazlasına sahip olmayı, hırs ve gösterişi merkeze alan günümüz popüler kültürüne karşı Hz. Peygamber’in hayat tarzı tam bir “itidal” (ölçülülük) örneğidir. “İki günü eşit olan ziyandadır” ilkesiyle gelişimi teşvik ederken; “Gerçek zenginlik mal çokluğu değil, gönül zenginliğidir” beyanıyla insanı hırsın kölesi olmaktan korumuştur. Yeme içmeden harcamalara, zaman kullanımından konuşmaya kadar hayatın her alanında ölçülü olmak, modern insanın iç huzur bulmasının anahtarıdır.
Yaşanan hak hukuk ihlalleri toplumsal barışı tehdit etmekte, adalete olan güveni zedelemektedir. Toplumsal barışın temeli adalet duygusudur. Hz. Peygamber, Veda Hutbesi’nde insanların soy, ırk veya renk bakımından birbirine üstünlüğü olmadığını; tek üstünlüğün sorumluluk bilincinde (takva) olduğunu ilan etmiştir. Kendi yakınları dahi olsa adaletten sapmamış, verilen sözlerin tutulmasını (ahde vefa) imanın bir tezahürü olarak görmüştür. Farklılıkların çatışma sebebi haline getirildiği bir dünyada, adalet ve hakkaniyet ahlakı huzur içinde birlikte yaşamanın tek güvencesidir.
Hz. Peygamber’in çağımıza sunduğu mesajlar; teorik birer kural değil, bizzat yaşanarak doğruluğu kanıtlanmış evrensel ilkelerdir. Modern insanın maddiyat ile maneviyat, hız ile sükûnet, bireysellik ile toplum arasındaki dengeyi kurabilmesi; onun ahlaki duruşunu hayatın merkezine almasıyla mümkündür.
Peygamberimizin ahlak anlayışı; kalbe merhamet, dile doğruluk, amele adalet ve yaşama sadelik katarak insanlığı daha yaşanabilir bir dünyaya davet etmeye devam etmektedir.
Hz. Peygamber’in (s.a.v.) insanlığa sunduğu evrensel ahlak ilkeleri; çağımızın getirdiği yalnızlık, güvensizlik ve hırs bunalımlarına karşı en güvenli sığınaktır. O’nun izinden gitmek; dilde doğruluğu, kalpte merhameti, amelde adaleti ve yaşamda sadeliği yeniden hâkim kılmak demektir.
Rabbimizden niyazımız; bizleri Resûl-i Ekrem’in (s.a.v.) güzel ahlakıyla ahlaklanan, sözü güven veren, kalbi merhametle çarpan ve yeryüzünde iyiliği yayan kullarından eylemesidir. Hayatımızı O’nun rehberliğiyle anlamlandırmayı ve evlatlarımıza bu yüce mirası en güzel şekilde aktarabilmeyi bizlere nasip eylesin.
Bu duygu ve düşüncelerle; âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber Efendimizin dünyayı teşriflerinin 1500. yıl dönümü olan Mevlid Kandilinizi tebrik ederim. Yüce Allah’tan bu mübarek gecenin; kalplerimize huzur, evlerimize bereket, insanlığa adalet ve tüm İslam âlemine birlik getirmesini dilerim.
Kandilimiz mübarek olsun.
Zekeriya ALTUNTAŞ






Yorumlar