17 Ağustos 1999…

Gece, Marmara'nın üzerine ağır bir sessizlik gibi çökmüştü. İnsanlar evlerinde uykudaydı. Çocuklar rüyalarında, anneler yarının telaşında, babalar hayatın sıradan kaygılarındaydı. Sonra toprak konuştu.

Kocaeli başta olmak üzere Marmara'nın birçok şehri, o gecenin tarifsiz acısıyla sarsıldı. Bir anda şehirlerin sesi kesildi.

Kocaeli'nin sokaklarında taş taş üstünde kalmadı. Bir zamanlar kahkahaların yükseldiği evler, birkaç saniye içinde insanların yardım beklediği enkazlara dönüştü. Karanlığın içinde bir ses arandı; bir nefes, bir umut, bir hayat…

O gece binlerce insan sabaha ulaşamadı.

Ben o zaman daha bebektim. Yaşananları hatırlayacak yaşta değildim. Fakat bugün dönüp baktığımda şunu anlıyorum: İnsan bazı acıları hatırlamaz; onları kendisinden önce yaşayanların gözlerinden öğrenir. Bir şehrin hafızası da böyle oluşur. Kocaeli'nin hafızasında 17 Ağustos'un yeri, hiçbir zaman silinmeyecek kadar derindir.

Yıllar geçti. Sokaklar yeniden kuruldu, hayat yeniden başladı. Fakat kaybedilen insanların ardından kalan boşluk, hiçbir binayla doldurulamadı. Çünkü insan hayatının yerine hiçbir şey konulamaz.

17 Ağustos'u anmak, yalnızca geçmişin acısını hatırlamak değildir. Aynı zamanda geleceğe karşı sorumluluk taşımaktır. Sağlam binalar yapmak, tedbir almak, bilinçlenmek… Bunların her biri, kaybettiklerimize karşı borcumuzdur.

Çünkü deprem kader olabilir; fakat tedbirsizlik kader değildir.

Ben o geceyi hatırlamıyorum.

Ama o gecenin unutulmasına da razı değilim.

Çünkü bazı tarihler takvim yapraklarında kalmaz. Bazı geceler, bir milletin hafızasına kazınır.

17 Ağustos da bizim hafızamızda, sessiz ama derin bir dua gibi yaşamaya devam ediyor.

Oğuzhan Varol