Pazar yerleri…

Bir kentin hem ekonomisinin, hem alışkanlıklarının, hem de sosyal dokusunun en canlı alanlarından biridir. Sabahın erken saatlerinden itibaren tezgâhlarını açan esnafın enerjisi, alışverişe çıkan vatandaşın telaşı ve sokak kültürünün kendine has sesi, pazarları kentin hafızasına dönüştürür. Bu atmosferi yöneten, düzenleyen ve esnafın her gün yaşadığı sorunlara kulak veren isimlerin önemi işte tam da burada ortaya çıkar.

Adını sıkça duyduğum bir isim var: Ramazan Kumsar.

Onu diğer birçok meslek örgütü yöneticisinden ayıran en belirgin özellik, masa başından değil sahanın içinden konuşması. Kimi zaman bir tezgâhın başında esnafla sıcak bir sohbet, kimi zaman pazarda dolaşan vatandaşın yönelttiği bir soruya sakin bir açıklama… Oda başkanlığı görevini bir “makam”dan çok bir “görev alanı” olarak gördüğünü hissettiren bir duruşu var.

Pazar esnafı, sorunlarını bir yöneticinin kulağına fısıldamak yerine, doğrudan yüzüne söyleyebiliyor. Bu, her yöneticinin kolay kolay sağlayamadığı bir güven ortamı demek.

Çünkü esnafın beklentisi aslında çok net:

Adil bir düzen, temiz bir pazar alanı ve işlerini gölgede bırakan bürokratik yüklerin azaltılması.

Kumsar’ın arttırdığı saha ziyaretleri, bu ihtiyaçların farkında olduğunun işareti. Pazarların fiziki koşullarından altyapı eksiklerine, yağmurda çamura teslim olan alanlardan kalabalığın zor kontrol edildiği koridorlara kadar birçok başlık, yerinde inceleniyor. Bu ziyaretlerin en önemli yanı ise, bir fotoğraf karesi verip geçmek değil; sahada gerçekten zaman ayırarak dinlemek.

Elbette her yöneticinin eleştirildiği noktalar, eksikleri, yapılması gerekenleri vardır.

Ama bir yöneticiyi değerlendirirken artık en çok önem verilen şeylerden biri samimiyet ve görünürlük. Kentin kritik alanlarından biri olan pazar yerlerinde sürekli dolaşan, esnafın dilinden konuştukça vatandaşın da dikkatini çeken bir ismin varlığı, özellikle ekonomik koşulların daraldığı dönemlerde daha fazla önem kazanıyor.

Bugün şehirlerde en çok ihtiyaç duyulan şey, “temas edilebilir yöneticiler”.

Sorunları kulaktan dolma değil, yaşandığı yerde görüp çözmeye çalışanlar…

İşte Ramazan Kumsar’ın saha hakimiyeti, bu anlayışın bir yansıması gibi duruyor.

Sonuç olarak; pazar yerleri bir kentin nabzıdır ve o nabzı tutmak her yöneticinin harcı değildir. Esnafla birebir iletişim, vatandaşla yüz yüze temas ve sorunları yerinde tespit etme çabası, kente değer katma iddiasının da göstergesidir. Kumsar’ın sahadaki varlığı, bu açıdan bakıldığında dikkate değer bir çalışma alanı oluşturuyor.

Pazarların geleceği, esnafın beklentileri ve vatandaşın alışveriş deneyimi…

Tüm bu başlıklar, önümüzdeki süreçte daha da önem kazanacak gibi görünüyor.